Demons Souls Ps3 İncelemesi
Taglar: Demons Souls
-Bu sefer başaracağım sanki… Zaten başarmalıyım da yani, sabahtan beri aynı yerdeyim!
-Sadece iki darbe kaldı.
-Evet, ilk darbeyi indirdim, süper gidiyorum, bir kere de daha açık ver işini bitireyim. Hadi, hadi, hadi…
-Ooo hayır yine mi yaa! Nasıl kaçamadım ben bu darbeden?
-Daha kaç kez deneyeceğim! 27’inci kez ölüyorum.
-Üfffff…
-Hadi ölmek neyse de, o ruhu tekrar almam gerekiyor şimdi…
-8200 küsur Soul vardı yaa, keşke Nexus’a dönseydim!...
-Ama ne olursa olsun yem etmem o Soul’ları kimseye…
-Tabii ilk olarak biraz daha Soul Level kasmam lazım, bu böyle olmayacak anlaşıldı!
-Neredeydi bu Red Eye Knight, iyi Soul veriyordu bu eleman…

Bir ruhum vardı, da neredeydi bu yahu? Sanırım kaybettim…
PS3’ün başına büyük bir heyecanla oturarak, yapımcı firmanın sürekli bahsetmiş olduğu “Zor” oyun yapısını fena halde merak ediyordum. Oyun güzel bir sinematikle başlıyor ve bize hikaye hakkında kısa bir bilgi verse de, tam olarak ne olup bittiğini yapımın ilerleyen anlarında öğreniyoruz. Ama DS’in genel değerlendirme faslına geçmeden önce şu hikaye işini aradan bir çıkartalım. Oyunumuz Boletaria adında bir krallıkta geçiyor. Burası herkes salak bir tek ben zekiyim mantığını benimsemiş Allant adında bir kral tarafından yönetiliyordur.
Günlerden bir gün bu Old One olarak bilinen unutulan kötülük, Boletaria topraklarına bir sis eşliğinde acımasızca çöker ve sisin içinden de bin bir türlü, küçüklü büyüklü iblisler çıkmaktadır. Kral Allant ise gelin bakalım, geleceğiniz varsa göreceğiniz de var diyerek, cebren ve hile ile kurduğu devasa ordusunu şeytanların üstüne salar. Lakin küçük bir ayrıntı her şeyin bitişinin habercisidir adeta… İblisler her öldürdüğü insanın ruhunu emmektedir ve bu emilen ruh iblisleri daha da güçlendirerek, savaşı kazanılması iyice imkansız bir hale dönüştürür. Kral ben ne yapacağım diye düşünürken, Maiden in Black adında kör bir bayan ortaya bir kehanet atar ve der ki, “Biri çıkacak ve bu toprakları huzura kavuşturacak; fakat bu sizin son umudunuz olacak”.

Bir sis perdesi daha, bakalım bu sefer ki şeytanlık ne?
İşte biz de burada devreye giriyoruz. Ekrana gelen sinematiği geçtikten sonra, ilk işimiz Boletaria topraklarını kurtaracak olan karakteri yaratmakla başlıyor. İsmini, cismini belirledikten sonra 10 sınıftan bir tanesini seçiyoruz. Bu sınıfların genel kontrol mekaniği hemen hemen aynı, sadece bazı özel yetenekleri kullanıp, kullanamama durumu söz konusu… Kimi sınıfların büyü konusunda becerisi çok yüksekken, kimileri yakın mesafe dövüşlerde etkili oluyor. Tabii siz kendi kişisel tercihinize göre seçiminizi yapıyorsunuz. Ayrıca karakterin yüzünü belirleme kısmı dışında bu yaratma işlemleri pek detaylı değil. Kısa bir süre uğraştan sonra, Tutorial bölümü ile oyuna başlıyoruz.
Bu anlar heyecanımın hat safhaya ulaştığı dakikalar; çünkü o zamana kadar sadece yarım yamalak bir videosunu izlediğim oyunda, açıkçası nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum. Bir süre ilerledikten sonra kontrollerin nasıl olduğunu göstermek için bir iki hafif düşman geliyor, zaten oldukça kısa süren bu bölümün sonunda, bir sisin içinden geçerek dev gibi bir yaratığın yanına giriyoruz. Yahu daha etim ne budum ne? Yapılır mı bu ey yapımcı demeye kalmadan, iblis ilk darbesinde beni adeta ezip geçiyor.
DS’ye başlayalı daha birkaç saniye olmasına rağmen, karakterim yere serilmişti. O anda bu oyun bitmez diye aklımdan geçiriyorken, meğerse zaten ölmemiz gerektiğini gözümüzü Nexus’da açınca fark ettim. Bu Nexus ise, ölümle yaşam arasında ruhani güçlerin hat safhada olduğu bir yer. Oyunda karakterimizle ilgili hemen hemen her şeyi burada hallediyoruz. Nexus’taki NPC’ler sayesinde tüm geliştirmeleri, büyüleri burada ediniyoruz. Yani sizin anlayacağınız oyundaki en güvenli ve en önemli mekan.
14 saat önce…
Boletarian Palace adındaki ilk bölümümüze adımımı attığım anda beni oldukça büyük ve heybetli bir kale karşılıyor. İlerlemeden önce ilk olarak nelerim var diye bir bakıyorum. Ekranda 3 farklı bar mevcut. Biri sağlık için, biri büyüler için sonuncusu da kalan enerjimizi gösteriyor. Sağlık barımız ruh formundayken sınırlı bir şekilde gözüküyor, beden formunda ise tam kapasite olarak çalışıyor. Bu ruh ve beden formunu daha sonra detaylı bir şekilde açıklayacağım. İlk başta Catalyst (Asa) olmadığı için büyü barıda bir işe yaramıyor. Son olarak enerji barımız içinse tüm hareketlerimizin yansıması diyebilirim. Yani koşarken, kılıcınızı savururken, darbe yerken sürekli azalıyor. O yüzden en çok dikkat etmeniz gereken yer, eğer enerjiniz azsa, gelen darbeyi savuşturamaz ve ölmeniz çok kolaylaşır. Kendi kendine dolduğu için mücadele esnasında saldırıya geçmeden önce sürekli tam dolmasını bekleyin. Sol alt köşede ise envanter sistemi var. Artık maceraya başlayabilirim.

Görünüşte gideceğim yol boş gözüküyor olsa da, temkinli gitmekte yarar var diyorum ve yavaş yavaş ilerlemeye başlıyorum. Birkaç adım sonra muhtemelen değişime uğramış bir insan karşıma çıkıyor. Alışkanlık işte direk dalıp, işini bitireyim diyorum ve saldırıya geçiyorum. Ancak tam o anda zombi kılıklı düşmanda bana saldırıyor ve aynı anda yenilen kılıç darbeleri ile ikimizde büyük ölçüde zarar görüyoruz. Neyse öldürürüm ben bunu diyerek düşüncesizce bir saldırı daha gerçekleştiriyorum ki, rakibim benden önce davranarak işimi bitiriyor. Birçok oyunda normal şartlarda bu tip mücadelelerin ardından sahip olduğumuz karakterin sağlık barı çok az etkilenirdi; lakin DS’da sadece iki vuruşta, hem de oyunun en kolay düşmanı tarafından öldürülmüştüm. Ama en azından artık direk saldırmamam gerektiğini de öğrenmiştim. Her ölüşümüzün ardından yer aldığımız bölüme Archstone adında bir noktadan başlıyoruz. Ayrıca bu Archstone’lar aynı zamanda insanı insanlıktan çıkartan, ama daha sonra değineceğim kayıt (Save) noktamızı oluşturuyor
Üçüncü kez güzel kale manzarası eşliğinde uyanarak tekrar yola koyuldum. Bu dakikadan sonra “önce savun, sonra saldır” düşüncesini benimseyerek ilerlemeye başladım. Bu şekilde gayet başarılı, ama biraz zorlanarak da olsa az çok ilerledim, ta ki karşıma kalkanı ve mızrağı olan iki asker çıkana kadar. Ben bunları nasıl öldüreceğim diye düşünürken, onlar bu süre zarfında beni yaklaşık bir 20 kere indirdiler. Tabii bu ölümlerden sonra başladığım yer biraz önce bahsetmiş olduğum Archstone noktası olduğu için, her ölümden sonra kaldığım yere gelebilmek için aynı düşmanlarla aynı mücadeleyi veriyor ve bazı anlar kaldığım yere dahi gelemeden öldüğüm oluyordu. Zombi kılıklı rakiplerle, askerleri bir şekilde ortadan kaldırıp, kalenin tepesine çıkmayı başarmıştım ki, orada bana bakan Blue Eye Knight beni pek hoş karşılamadı. Gitmem gereken yol, o mavi gözlü şövalyemiz tarafından korunduğu için, düşük level seviyesindeki benim için onu öldürmek adeta bir cehennem azabına dönüştü. Öldürdükten sonra ise karşıma gelenlerin sayıca çoğalması ve beni öldürmesi, ayrıca yine tekrar aynı noktaya gelebilmek için sarf edilen çaba, günümüzde birçok oyunun toplam süresi, yani yaklaşık 8 saatimi almıştı.

Kara bulutlar iyice çöktü, bu karanlık iyiye işaret değil!
Oyunda ilerledikçe çekmeniz için karşınıza gelen bazı kollar, yapımın başlarında kapalı olan birkaç kapıyı açarak, en başta kat etmiş olduğunuz onca yolu, bir nebze olsun kısaltarak, gitmeniz gereken yere çok daha kısa sürede ulaşmanızı sağlıyor. O yüzden yer aldığınız bölümlerdeki her noktayı çok dikkatlice araştırmalısınız. Ayrıca sadece kısa yollar için değil, gitmeniz gereken yol üstündeki kapıları da bazı anlar bu şekilde açıyoruz. DS’deki ilk bölüm sonu canavarımızla karşılaşmak için büyük bir kapıyı açmamız gerekiyor. Açıkçası hiç beklemediğim bir şekilde, yaklaşık 20 dakikalık bir mücadele sonunda ilk deneyişimde geçmeyi başardım. Zaten oyundaki en kolay ikinci boss olduğunu da belirteyim. Yapımın isminden de anlaşılacağı üzere her şey Soul yani ruhlar üzerine kurulu. Öldürdüğünüz her düşmanın ruhunu alıyoruz. Bu düşmanlar ne kadar büyük ve güçlüyse alacağınız ruhların sayısı ise o derece artıyor. Aslında bu ruhları, oyundaki para olarak da açıklayabiliriz. Çünkü bu ruhlar karşılığında bir şeyler alıyor ya da bir şeyleri geliştiriyorsunuz. O yüzden bu ruhlara gözünüz gibi bakmanız şart, tabii oyun da sadece iblislerin ruhları yok sizin de var
Burada da iki çok önemli nokta karşımıza çıkıyor. Şimdi ilk olarak eğer ruh formunda öldüyseniz ve o anda yanınızda çok sayıda Soul biriktirmediyseniz, o ruhu tekrar geri almanıza gerek yok. Ama dediğim gibi oyunda biriktirdiğiniz Soul’lar fazla ise geri almanız sizin için oldukça faydalı olacaktır, ama zorunlu değil. İkinci olarak da, neredeyse sürekli ruh formunda oynuyoruz; ancak her boss öldürüşünüzde, ruh halinden çıkarak beden formuna bürünüyorsunuz. Tabii bunun için sadece boss öldürmeyi beklemeye gerek yok, özel bir taş sayesinde istediğiniz anda beden formuna gelebiliyorsunuz. Bu şekilde olunca sağlık barınız tamamen doluyor, giymiş olduğunuz zırh ses çıkarmaya başlıyor, yani tamamen bir vücut oluyorsunuz. Fakat bu durum ne yazık ki oynanışa çok büyük etki ediyor. Eğer ki, beden formunda ölürseniz bulunduğunuz dünya karanlık bir hale bürünüyor ve tüm düşmanlar normalden daha güçlü hale geliyor.

Oyuna başlarken nötr olarak başlıyorsunuz; ancak DS eksi ve artı olarak toplamda 7 kademeye sahip. Beden formunda öldükçe eksiye, ölmeden boss’ları geçtikçe de artıya dönüştürüyorsunuz. Bunlara Black World Tendency ve White World Tendency deniyor. Peki bunlar nasıl oluyor derseniz, eğer beden formunda 3 kez ölür ve ruhunuzu geri almazsanız bulunduğunuz dünya tamamen karanlık bir hale gelmekle beraber, dediğim gibi düşmanlarda çok daha güçlü bir hale geliyor. Dünyaları aydınlık bir hale getirmek için de, beden formunda Nexus’a hiç dönmeden ve ölmeden +4 yapmanız gerekiyor. Buda 3 boss öldürmeniz gerekiyor demek. Fakat üst üste ölmeden 3 boss öldürmek neredeyse imkansızdan da öte bir şey. Uğraşmaya çalışmayın çünkü sinir krizleri geçirmeye kadar gidiyor, denedim oradan biliyorum.
Trophy’i %100 yapmak için ne yazık ki Black World yapmanız şart! Tabii dünyayı kararttıktan sonra tekrar düzelte biliyorsunuz. Bunun için de, oyunda dünyaların Black ya da White durumuna göre açılan kapılar ya da bölgeler yer alıyor. İşte buralarda sizleri bekleyen Black Phantom’lar var; ancak bunlar müthiş zorlu düşmanlar olmasına rağmen, yenilmez değiller. Eğer ki bunu başarırsanız o dünya tekrardan nötr bir hale gelerek, ilk başladığınız şeklini alıyor. Ama şunu da belirteyim, bu Black Phantom’lar sadece World Tendency durumunda ortaya çıkmıyorlar; World Tendency’i isterseniz Pure White (Saf iyilik) yapın, yinede fark etmez, oyunun her anında bu düşmanlarla karşılaşabilirsiniz. Black durumunda karşılaştığınız Black Phantom’ler özel karakterler ve bunların tek farkı yaratmış oldukları etkiler diyebiliriz.
Şöyle ki, oyunda size sunulmuş kelime ve cümle grupları var. Bunların sayısını oldukça fazla, o anda içinde bulunduğunuz bir durumu, bu notlar sayesinde sizin gibi oyunu oynayan diğer insanlara yardımcı olması için kullanabiliyorsunuz. Tabii diğer herkes de bu notları kullanabiliyor. Örneğin ilk defa gördüğünüz bir yere giriyorsunuz, ama neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Daha önce oraya gelmiş birinin bıraktığı not gözünüze ilişiyor ve açıp okuyorsunuz, “Dikkat et ileride düşman pusu kurmuş”. Bir tuzakta öldünüz oraya bir sonraki gidişinizde, hemen not bırakıyorsunuz “İleride tuzak var” ve bunun gibi birçok not; örneğin Black Phantom var, bu yolun ilerisinde anahtar var, merhaba, hoş geldin gibi oyunda işinize yarayacak her türlü cümle ya da kelime mevcut. Bu notlara oy da (Rate) verebiliyorsunuz ve verdiğiniz oy, o notu bırakan kişiye sağlık olarak gidiyor ve sağlık barı tamamen doluyor.
Bazı insanlar ise direk “This is harsh, evaluate me” notunu bırakıyor yani oyla beni diyor. Yüzlerce, binlerce insanın oyladığını göreceksiniz, bu notu gördüğünüzde… Ama tabii ki bu not bırakma durumu, ilk defa izlediğiniz bir filmin sonunu bilerek öğrenmeye de benziyor. Çünkü gideceğiniz yönde ne olduğunu bu notlar yüzünden öğreniyor ve oyunun size yansıtmak istediği sürpriz ne yazık ki kaçıyor. Ancak DS bazı zamanlar o kadar zorluyor ki sizi, yere bırakılan bu notlar sizin defalarca hayatınız kurtarıyor diyebilirim. O yüzden hor görmemek lazım, not bırakmak lazım, not bırakanlara da oy vermek lazım diyorum.

Kaynak : Merlinin Kazanı






Metal
Gear Solid, Metal Gear serisinin üçünücü oyunudur. Önceki oyunlar Metal Gear,Metal
Gear 2:Solid Snake'tir. Bu oyundan sonra yapılmış olan Metal Gear oyunları ise
Metal Gear Solid: Sons of Libert ve Metal Gear Solid: Snake Eater'dır. Şu anda
Metal Gear Solid: Guns of Patriots isimli bir oyun PS3'e çıkmak üzere yapım
aşamasındadır.











