Assassins Creed İnceleme
Taglar: assassins creed, playstation 3 oyunlarıKimdir bu adam yahu ? Altair miş.. Ajan 47 nin yanında hiç bişeydir bu... Hemen hemen hepimizin assassin creed haberleri çıkmaya başladığında vermiş olduğumu tepki aynı olmuştur. Hitman gibi bir oyunun ana temasını kullanan yani suikastler üzerine kurulu bir oyun , tarihte tekerrür eden birbirinin kopyası oyunlar çıkmasından dolayı Assassins Creed ve Altair de bu etkiden kurtulamadı. Fakat oyunun yapı taşları nette dolaşmaya başladıkça insanlar Prince of persianın üreticisi UBİSOFTun bu denli başarılı olabileceği bir oyun çıkacağını yavaş yavaş anlamışlardır. Playstation 3 ün temel taşlarından olan ve hemen hemen 6 ay gibi bir sürede playstation satışlarının patlamasına neden olan oyunlardan biriside Assassins Creed...
Oyunun ana teması
Dr. Warren Vidic asistanı Lucy Stillman ile bir gruba bağlı olarak gen ve hafıza özellikleri üzerine çalışmaktadırlar. Dr Vidic insan vücüdunda sadece beynin değil her bir kas sistemininde hafızası olduğunu keşfetmiştir. Ve bu kasların dna’sına müdahele ederek (tabi beyin merkezli olarak) insanların geçmişe dönmesini ve daha önceki yaşamlarında yaşadıkları insanların hafızalarına ulaşılabilmesine olanak veren bir makine geliştirir. Makinenin adı Animus’tur. Bu büyük bir buluştur ve tarihe ışık tutabilir. Ama denekler gerekmektedir. Geçmişinde tarihe damga vurmuş insanlar olarak yaşamış denekler! Bu deneklerin 17’cisi bir barda çalışan eski suikastçi Desmond Miles’dır. Desmond’ın özelliği işi bırakmış bir suikastçi olması değildir. Onun özelliği önceki yaşamında dünyanın en iyi ve önemli suikastiçi’si Altair Ibn La Ahad olarak yaşamış olmasıdır. Nam-ı diğer Hiçliğin oğlu olarak. Tabi Desmond ne olduğu belli olmayan bir makineye bağlanıp denek olmak istemez ama Vidic akıllı bir adamdır ve Desmond’ı bu deneye zorlar ve Animus sayesinde Altair’in hatıralarına dayalı bir yolculuğa çıkarır. Desmond yaşamak için deneyi başarmak zorundadır ve zor durumdadır. Ama atası Altair’in düştüğü zor durumlar kadar değil…
Altair’in hikayesine kısaca değinecek olursak : Altair suikast’i iman olarak benimsemiş ve hayatlarına buna göre yön vermiş bir tarikatın en iyi adamıdır. Yanına acemi sayılabilecek 2 tarikat üyesinide alarak önemli bir göreve çıkar. Ve bu görev sonunda henüz duygularından arınmamış tarikat üyeleri yüzünden başarısız olur. Ama gelişen olaylar yüzünden bütün suç Altair’e kalır. Tarikat acımasızdır. Ve Altair kuralları ihlal etmiştir. Tarikata ihanet ile suçlanır. Cezası ölümdür. Yinede tarikat lideri El Muallim en iyi adamını hemen gözden çıkarmak istemez.. Bazı fedekarlıklar yaparak çok zor görevleri başarması şartı ile Altair’e onurunu ve tarikat içindeki rütbesini geri kazanması için bir şans verir. Altair ya kabul edecek yada ölecektir. Tabi ölüm Altair için sadece bir ayrıntıdır. Onuru ise her şeyi…
Aslında Animus ile Desmond’ın hafızasındaki bu bölümleri hiç yaşamadan direkt olarak hedef bölüme atlanması gerek. Ama bir arıza sonucu hafızanın ilerleyen bölümlerine girilemiyor ve Desmond’dan yaşayarak hedef bölüme varması isteniliyor.(iyikide arızalınıyor yoksa ne oynayacaktık)
Oyunumuz ilk önce tutorial kısmı ile başlıyor. Ve bu bölüm oldukça yararlı. Kısaca kontrollerdeki önemli ayrıntılara değinmek gerekirse, ilk önemli nokta R1 tuşu ile pasif ve aktif profiller arası geçiş yapmanız. Pasif profilde toplum içinde daha az dikkat çeken ve kabul edilebilir hareketler yaparken, aktif profilde aksiyon içinde kullanacağınız hareketleri yapıyorsunuz. Bunun dışında L1 hedefe kitlenmenizi sağlarken dijital yön tuşları ile silah değiştirebiliyorsunuz.
Kontroller oyunda ayrıntılı bir biçimde anlatıldığı için fazla değinmek istemiyorum. Biraz oyundan bahsedelim.(yada ekonomi konuşabiliriz. İsterseniz magazin’de konuşabiliriz. Tamam sustum)
Muhteşem! Assassin’s creed’in grafikleri için söylenebilecek tek kelime bu. Oyun ekranı ilk açıldığında sadece bakmakla yetinebiliyorsunuz. Çünkü tepki vermeniz çok zor hale geliyor. Gerçekten her bir detaya her bir yansımaya o kadar uğraşılmışki oyunun neden bu kadar beklenildiğini anlıyabiliyorsunuz. Devasa şehirlerimiz var. Ve o şehirdeki en ufak nesne ile bile etkileşime girebiliyoruz. Gördüğünüz her bir insan yaşıyor.(nasıl yani!) Her birinin o sırada devam eden bir hayatı var.

SAMANLIKTAN KALDIRAMADIM SAMANIDA ALTAİR!
Aslında oyunumuzda biraz bu şehir hayatı üzerine kurulmuş durumda. Herhangi bir anda dikkat çektiğinizde, askerler sizi kovaladığında veya gizlenmeniz gereken diğer durumlarda eğer şehir hayatına ayak uydurabilirseniz (örneğin dua ederek yolda giden bir grup rahibin arasına dalarak ve dua ederek) askerler sizi gözden kaçırabiliyor. Ya da hızlı bir şekilde koşup gözden biraz kaybolduktan sonra bir samanlığa dalabilirsiniz. Veya oturan 2 kişi arasına oturup sanki aksiyonla hiç alakanız yokmuş gibi davranabilirsiniz. Çatılara çıkarak gözden kaybolmayı deneyebilirsiniz. Oyun size o kadar geniş seçenekler sunuyorki bazen ne yapacağınıza karar veremeyip yakalandığınız oluyor. Ve yapay zeka azımsanamayacak (doğrumu yazdım acaba) derecede iyi.
Yeri gelmişken oyunda büyük etkisi olan sekranizasyondan bahsetmek istiyorum. Bu ekranın sol üst köşesinde bulunan Animus’un sizin hafızanızla hangi ölçüde bir arada ve uyumlu olduğunu gösteren bir bar. Dna yapısı şeklinde ve bir nevi sizin sağlık durumunuzu temsil ediyor.(bir nevi değil direk öyle) Seviyesi, başarılı işler yaptıkça artıyor (görevde başarılı şekilde ilerledikçe veya kombine dövüşlerde vs. vs.) ama şehir içinde dikkat çekici hareketler yaptığınızda, kimliğinizi ortaya çıkaracak olaylara sebebiyet verdiğinizde, masum insanları öldürdüğünüzde ve en önemlisi hasar aldığınızda azalıyor. Bu bar’ın seviyesi full olduğunda ''eagle vision'' denilen özelliği kullanabiliyorsunuz. Bu sizin yüksek bir yerden şehre baktığınızda o yerin haritasını çıkarmanızda (gps gibi adam mübarek) ve normal bir alanda kullanıldığında kimin ne olduğunu anlamanızda yardımcı oluyor. Bu ekranda yine renklerle ayrılmış görüntüler. Kırmızı renkli insanlar düşman askerlerini, mavi renkli askerler sizin tarikatınıza ait askerleri temsil ediyor. Sarı renk ise hedefinizi temsil ediyor. Harita bilgisini çıkarmak için radarınızdaki ''kartal'' ikonu işaretli yerlere gitmeniz gerekiyor.(görüntüyü tamamladığınızda aşağıdaki samanlık arabasına atlamak ayrı bir zevk)

SAKIN ŞÜPHELENME BENDEN BUZ GİBİ SOĞURUM SENDEN!
Birde senkronize barının sol tarafında şüphelenme ve durum seviyenizi belirten bir simge var.Bu renklerle tanımlanmış bir simge ve sizin şehirdeki askerler tarafından ne kadar dikkat çektiğinizi ve sizden ne kadar şüphelenildiğini gösteriyor. Beyaz renk sizin şehirde yaşayan normal bir insan gibi görüldüğünüz anlamına geliyor. Sarı renk (ki koşmaya başlarsanız genelde sarı oluyor) o anda dikkat çektiğinizi ve hafiften sizden kıllanılmaya başlandığının göstergesi. (koşma olum koridorda) kırmızı renk sizin de tahmin edebileceğiniz gibi kaç yoksa tavuk şiş olursun modu. Askerlerin, sizin peşinizde olduklarını ve bir an önce gizlenmeniz gerektiğini anlatıyor. Mavi renk ise oradan arazi olduğunuzda çıkan renk. Renk mavide durduğu sürece gizlendiğiniz yerden ortaya çıkmamalısınız. Beyaz’a döndüğünde çıkın gezin dolaşın gönlünüzce.
Altair’in en büyük özelliklerinden biride örümcek adam misali her yere tırmanabilmesi. (bir ara ağ atmaya çalıştım sonra kendime geldim) çatıdan çatıya atlayıp en ufak çıkıntıdan yararlanarak düz duvarlara bile tırmanabilecek yetenekte bir insan kendileri. Ve bu da yaptığı görevlerde oldukça işe yarıyor.
Tabi her zaman kaçamayacaksınız. Bazen iş başa düşecek ve silahlarınıza sarılacaksınız. Bu konuda oldukça değişik bir yapıya sahip assassin’s creed. Öncelikle direk saldırı çok az işe yarıyor söyleyeyim. Zaten sadece rütbenizin alındığı ilk bölümlerde zorunlu direk saldırı ve kombine kullanıyorsunuz. Esas dövüş kurgusu bir suikastçi’nin sahip olduğu çabuk öldürme yetisi üzerine kurulmuş. R1’e basılı tutarak rakiplerinizin hemen hemen her vuruşunu savuşturabiliyorsunuz. Ve eğer bu savuşturma sırasında doğru zamanda kare tuşuna basarsanız güzel bir animasyon ile rakibinizi tanrısı ile baş başa bırakıyorsunuz. Aslında oyuna ilk eleştirimiz bu noktada. Tek bir tuş ile oyundaki bütün dövüş tekniklerini uygulamak güzel bir olay. Ama bir süre sonra tek yaptığınız savunmak ve tuşa basarak rakibi öldürmek oluyor. Ve dövüşlerden korkmamaya başlıyorsunuz. Oyun yapımcıları bu rutini her dövüştüğünüzde senkronize oranını azaltarak kırmaya çalışmışlar ama birkaç kombo veya başarılı görev amacı yaptığınızda (objective) senkronizasyon barı kolaylıkla doluyor. En azından iki tuş ile daha farklı dövüş sahneleri ve oyuncuya “ben yaptım” dedirtecek dövüş kombineleri sağlansaydı çok daha iyi olurdu.
Silahlarımız ise 4 çeşit. İlki Osmanlı tokadı diye tabir edebileceğimiz yumruklarımız. Tabi bu en az etkisi olan silah çeşidimiz. İkinci silahımız kılıcımız. Birebir ve kalabalık dövüşlerde kullandığımız silahımız. 3. silahımız Cüneyt Arkın edası ile fırlatabildiğimiz ama sayısı kısıtlı olan fırlatma bıçaklarımız. 4. ve en önemli silahımız ise, tarikatımıza özel ve Altair’in bir erkek için çok önemli olan orta parmağını kaybetmesine sebebiyet veren suikast bıçağımız. Tarikat bu bıçak kolay gizlenebilsin ve kolayca ortaya çıkarılabilsin diye bütün üyelerinin orta parmağını kesiyor. Tabi neden orta parmak sorusu aklımıza geliyor ve tarikatın cinsel tercihleri konusunda şüpheye düşüyoruz. Bu kafa karmaşıklığını boşverirsek eğer genelde bu bıçağımızla dolaşıyoruz şehirde, çünkü kol yenimizin içinde olduğu için gizlenmesi kolay ve hızlı saldırılarda inanılmaz etkili ve kullanması da çok zevkli.(haybeyemi kestirdik parmağı) Bu silahları dijital pad’de yön tuşları ile seçebiliyoruz(aşağı yön yumruk, yukarı yön suikast bıçağı, sağ yön uzun kılıç, sol yön kısa kılıç ve fırlatma bıçakları.)
Devasa şehirlerimiz var demişdik.(demedikmi? Şimdi diyoruz o zaman) Tabi bu şehirler arası yolculuk yapmamızda gerekiyor. Aslında Animus bir görevi veya amacı tamamladığınızda hafızanızı hızla ileri alarak (neyiz biz böle cd çalarmı?) bir sonraki görev alanınıza gitmenizi sağlıyor ama her zaman değil. İşte bu zamanlarda iki şehir arası yolculuk için at kullanıyoruz. (e 1191 yılında küdüs’de altımıza Ferrari vermeleri beklenemezdi haliyle. Aslında önceki yaşamında Ayton Senna olan bir adamı oynasaydık güzel olurdu ya. Tamam farkındayım saçmaladım) Daha önce oynayanlar bilirler Shadow Of The Colossus, Oblivon gibi oyunlarda atlar ile sıcak ilişkilerimiz olmuştu. Özellikler Shadow’da at ile yolculuklar çok zevkli ve eğlenceliydi. Ama assassin gerilerden gelerek yükseldiği topu kafayla ağlara gönderiyor ve atla yolculuk konusunda bütün rakiplerini geriye bırakıyor. Atınızı sürmek o kadar eğlenceli ve o kadar güzel uyarlanmış ki oyunun ilerleyen bölümlerinde açtığınız şehirler arası Animus sayesinde hızlı yolculuklar yapabilecekken, atla yolculuk etmek tercih edilir hale geliyor. Eğer hemen bahsi geçen 3 oyun arasında bu konuda sıralama yaparsak 1-Assassin’s Creed 2- Shadow Of The Collosus 3- Oblivon diyebiliriz. (and the Oscar goes to…)
Ana görevler harici yan görevlerimizde bulunuyor oyunda. Bunlar genelde birisine yardım etmek veya şehir için önemli bir meseleyi halletmek gibi şeyler. Oyunun süresini uzatmış ve ilgi çekici görevler olduğu için yaparken sıkılmıyorsunuz.
Ama ana görevlerde yine bir rutin söz konusu. Bütün görevlerin ana hattı “bilgi al,ilgili şehre git,bilgi topla, hedefi bul,öldür” çerçevesinde. Bu oyunun başlarında çok zevkli gelse de bir süre sonra “yine mi ya” tepkisine yol açıyor insanda. Zaman zaman yankesicilik’de yapabiliyoruz. Buda hoş bir ayrıntı olmuş oyunda.

TÜRKMÜSÜN BİRADER!?
Ve sesler. En önemlisi oyunda Türkçe konuşan insanlar bulunması. Haçlı seferleri sırasında Osmanlıların etkisi gözden kaçırılmamış oyunda. Hatta zaman zaman Türk bayrakları göze çarpıyor. Sizi kovalayan askerlerin arkanızdan “kaçma!gel buraya” şeklinde bağırması insanı gülümsetiyor. Tabi bazen üstünde haç olan zırh giymiş bir haçlı askerinin Türkçe konuşmasını görmezden geliyoruz.(bir gün herkes Türkçe konuşacak)
Diğer açıdan oyunun atmosferine göre uyarlandırılmış sesler mükemmel. Dövüş sahneleri olsun insanların verdiği tepkiler olsun oyun bu konuda gerekeni fazlasıyla veriyor oyuncuya.
Arayüz ve menülerde Animus’un kullanılması hoş olmuş. Menüler kolay ve kullanışlı. Haritayı kullanmak kolay. Konunun anlatıldığı ara sinematikler çok başarılı. Bu sinematikler sırasında kontrolün hala sizde olması güzel düşünülmüş. Kontrolün sizde olmadığı zamanlarda ise tuşlara basarak değişik kamera açıları ile o anki sinematiği izleyebiliyorsunuz. Bu da güzel bir fikir. Ama sinematiklerin geçilememesi oyunu tekrar oynayan oyuncular için sıkıcı olabilir. Alt yazı olmaması da bir eksi puan olarak görülebilir.
Genel olarak bakarsak Assassin’s Creed beklentileri karşılayan ve beklediğimize değen bir oyun. Bir suikastçinin yapabildiği her şeyi size yapabilme imkanı sunması, kendinizi tarihte yaşamış gibi hissettirmesi ve muhteşem konusu ile insanı kendine bağlayan bir oyun. Oynanabilirliği çok çok iyi ve her kesimden oyuncunun anlayabileceği düzeyde. Grafiklerden zaten bahsetmeye gerek yok. Şehir içinde özgürce dolaşabildiğiniz için sadece görev yapmak zorunda değilsiniz. Kısacası sırf atmosferi yüzünden bile Assassin’s Creed her playstation 3 sahibi oyuncunun mutlaka oynaması ve arşivine alması gereken bir oyun.
Konunun bazı bölümleri Alıntıdır. Assasian Creed Oyununun Daha Çok Kişi Tarafından okunup oynanması ve bu denli güzel bir oyunun , oyun severler tarafından kaçırılmaması için sitemizde yer almıştır.





Metal
Gear Solid, Metal Gear serisinin üçünücü oyunudur. Önceki oyunlar Metal Gear,Metal
Gear 2:Solid Snake'tir. Bu oyundan sonra yapılmış olan Metal Gear oyunları ise
Metal Gear Solid: Sons of Libert ve Metal Gear Solid: Snake Eater'dır. Şu anda
Metal Gear Solid: Guns of Patriots isimli bir oyun PS3'e çıkmak üzere yapım
aşamasındadır.











